moda diye bir şey her zaman varoldu. her ne kadar trendleri set edenler, modayı yaratanlar olsa da aslında bu hareketlilik hep toplumsal bir hareketlilik oldu bence. bir şekilde modayı takip ettik hep, er ya da geç. trendlere ortak olduk. icq kullanırken, msn kullanmaya başladık mesela topluca. ya da humanist olduk gün geçtikçe bir toplum olarak.
sonradan sonraya bir şey çıktı mesela popüler kültüre aykırı olmak diye. insanlar sevmedi popüler kültürü, karşıyım dedi. sonra bu da popüler oluverdi.
trendler hızla yayılmaya başladı yakın zamanlarda. ortaya sevilen beğenilen bir şey çıktığında parlayıp sönmesi çok uzun sürmez oldu. çabucak yayıldı, popüler oldu, popüler olduğu için terkedildi. iz bıraktı, kalıntılar bıraktı. o kalıntılarla yaşamaya çalışan bir sürü insan bıraktı trendler. bir de yeni trendleri yakalamaya çalışan koca bir insan yığını.
artık hızına yetişemez olduk trendlerin, popüler kültürün ya da herhangi bir gelişmenin.
herşey hızlı yayıldığı kadar hızlı gelişmeye başladı. oysaki bizler o kadar hızlı gelişemedik.
toplumsal bu değişim esasen toplumun gelişimiydi. toplum olarak büyüyoruz. yaşlanıyoruz kısacası. her yeni gelen trend ile birlikte toplum yaşlanıyor. ve artık hızlı yaşlanıyoruz.
toplum olarak biz bu yoğunlaştırılmış hayata yetişemedik, gücümüz yetmedi belki de. hızına ayak uyduramadık gelişmelerin, çokluğun, büyüklüğün.
ve aldırmamaya başladık.
yaşanan hiçbir şeyi önemsememeye başladık biz de. herşey doğal gelmeye başladı. artık bize hiç birşey olmuyor. her gün binlerce insan açlıktan ölürken, bize birşey olmuyor mesela. her gün devlet dediğimiz şey kötüye giderken, bize birşey olmuyor. ya da ne bileyim hayatımızda bin bir türlü olay oluyor da bize birşey olmuyor bir türlü. yine de yaşamaya devam ediyoruz.
nasıl ama? nasıl devam ediyoruz? eğer biz yaşananları, yeni gelişmeleri, trendleri, hayatı takip etmeyeceksek, umursamayacaksak olan biteni neyle yaşıyoruz ki?
equilibrium geliyor aklıma, 1984 ya da. christian bale'ın süper olduğundan bahsetmeyeceğim burda.. onu bilen bilir.
kurgu önemli olan bizim için.
insanın elinden bu gelişmelere olan tepkisini, hislerini, duygularını alsanız geriye yaşamak için hangi amaç kalırdı ki?
biz gün geçtikçe buna doğru gitmeye başladık işte. nedensiz bir şekilde yaşıyoruz. kendimize nedenler uydurmaya çalışıyoruz. sahte bir başarının peşinden koşmaya çalışıyoruz mesela. etrafımıza bakıp insanlar nasıl yaşıyorsa onlar gibi yaşamaya çalışıyoruz. arada bir oturup düşünüyoruz, içimize bir dert çöküyor, düşünmeye devam edersek zorlanıyoruz; herşey anlamsızlaşıyor, kaldıramıyoruz. sonra kendimize geliyoruz güya, gidip alışveriş yapıyoruz mesela, iyi hissediyoruz kendimizi. düşünme diyoruz, bastırıyoruz içimizdekileri.
hayatı düşünürken hayatı ıskalamamak gerek diyoruz. devam et...
iyi halt ediyoruz..
04 Mart 2009
01 Mart 2009
tanrı insanı neden yarattı?
herhangi bir inanca ya da önyargıya bağlı kalmadan düşünmek istiyorum bunu.
başlangıç olarak belirtelim ki bu düşünce sekansı insanı ve evreni tanrının yarattığı fikri üzerine kurgulanıyor olacak.
varoluşun her döneminde geçerli olmuş bu soruya bir de biz cevap arayalım.
"tanrı insanı neden yarattı?"
çeşitli dinler bu konuya çeşitli açıklamalar getiriyor. onların doğruluğu ya da yanlışlığını tartışmayacağız. ancak her zaman getirilen açıklamalara insan şüphe ile yaklaşabilme yetisine sahip. yani neredeyse her zaman insan "tanrı'nın buna ihtiyacı mı var?" sorusunu sorabiliyor verilen cevap karşısında. ve tekrar bir soru cevap süreci başlıyor.
insanların algılama biçiminde hep bir nedensellik ilişkisi kurma çabası söz konusu. haklı bir çaba elbette ki. çünkü insan nedensellikten bağımsız bir şey yapamıyor ve bu durumda haliyle nedensellikten bağımsız bir şeyi algılaması da söz konusu olamıyor.
insanların nedensellikten bağımsız yapabildikleri tek şey doğruluğu ispatlanmış bir şeyin doğruluğunu kabul etmektir. çünkü bu kabul bir nedenselliğe ihtiyaç duymaz. doğruluğu ispatlanmış bir şeyin doğruluğunu kabul etmek çünkü doğada var olan bir şeydir. doğal olan budur. bu bir nevi mantığın tanımında var olan bir şeydir. aksiyom budur çünkü; doğruluğu ispatlanmış bir şeyin doğruluğu mantıksal bir çerçevede kabul edilir.
yani bir davranış, hareket, durum eğer bir imgenin tanımında var ise bunun nedenselliği aranmaz. tanımında var denilir. eşyanın tabiatı gereği denir halk arasında.
bu durumda "yaratan" olarak da adlandırılan tanrı'nın insanı yaratışı arkasındaki neden tanrının tabiatında var olan yaratmak eylemine bağlanabilir. yani ihtiyaç duyması vs gibi bir şey söz konusu değildir. tanrı dediğimiz şey yaratır. ondan yaratmıştır.
bu düşünce elbette ki herhangi bir temele dayanmıyor. ancak insalığın arkasına düştüğü sorulardan birisine bir yanıt olabiliyor.
tatmin edici bir yanıt mıdır? Hayır tabi ki. Tanrı'nın tanımında "yaratan şeydir" geçip geçmediği kişinin inancına bağlı olduğu için herkes adına tatmin edici bir yanıt değildir elbette.
O zaman bu soruya bu şekilde yanıt verebilmek bize neyi kazandırıyor?
Bir gerçeği...
Gerçeklik dediğimiz şeyin, bizim kabul ettiğimiz aksiyomlar çerçevesinde oluştuğu gerçeğini ortaya çıkaran bir örnek bu sadece.
Bir önceki "herşeyin nedeni" adlı yazıda geçen herşeyi temellendirdiğimiz şeyi açıklıyor basitçe. örneklendiriyor da denilebilir.
eğer siz kabul ettiğiniz aksiyomlar arasına "tanrı yaratan şeydir" önermesini alırsanız bu soruya cevap vermiş olur ve hayatınızı buna göre şekillendirebilirsiniz.
bunun gibi herhangi bir konuda kabul edeceğiniz aksiyomlar, önermeler de sizin hayattaki diğer fikirlere, önermelere bakış açınızı ve bu doğrultuda da hayatınızda yaptığınız herşeyin nedenselliğini oluşturur.
bu da demek oluyor ki doğruluğu ispatlanmamış bir şeye inanmak için bir kaç farklı önermeye ihtiyacınız var. aksi takdirde bu imkansız. bu önermelerin ne olduğu, doğru olup olmadığına olan inancınız size kalmış. ama bütün önermeleriniz doğru değilse, doğruluğu ispatlanmamış olan bir şeyin doğruluğu konusunda hiç bir fikriniz olamaz.
bu noktada bir insanın hangi önermeleri seçtiğinden çok, seçtiği önermeler doğrultusunda tutarlı olup olmadığı daha önemli olmamalı mıdır?
başlangıç olarak belirtelim ki bu düşünce sekansı insanı ve evreni tanrının yarattığı fikri üzerine kurgulanıyor olacak.
varoluşun her döneminde geçerli olmuş bu soruya bir de biz cevap arayalım.
"tanrı insanı neden yarattı?"
çeşitli dinler bu konuya çeşitli açıklamalar getiriyor. onların doğruluğu ya da yanlışlığını tartışmayacağız. ancak her zaman getirilen açıklamalara insan şüphe ile yaklaşabilme yetisine sahip. yani neredeyse her zaman insan "tanrı'nın buna ihtiyacı mı var?" sorusunu sorabiliyor verilen cevap karşısında. ve tekrar bir soru cevap süreci başlıyor.
insanların algılama biçiminde hep bir nedensellik ilişkisi kurma çabası söz konusu. haklı bir çaba elbette ki. çünkü insan nedensellikten bağımsız bir şey yapamıyor ve bu durumda haliyle nedensellikten bağımsız bir şeyi algılaması da söz konusu olamıyor.
insanların nedensellikten bağımsız yapabildikleri tek şey doğruluğu ispatlanmış bir şeyin doğruluğunu kabul etmektir. çünkü bu kabul bir nedenselliğe ihtiyaç duymaz. doğruluğu ispatlanmış bir şeyin doğruluğunu kabul etmek çünkü doğada var olan bir şeydir. doğal olan budur. bu bir nevi mantığın tanımında var olan bir şeydir. aksiyom budur çünkü; doğruluğu ispatlanmış bir şeyin doğruluğu mantıksal bir çerçevede kabul edilir.
yani bir davranış, hareket, durum eğer bir imgenin tanımında var ise bunun nedenselliği aranmaz. tanımında var denilir. eşyanın tabiatı gereği denir halk arasında.
bu durumda "yaratan" olarak da adlandırılan tanrı'nın insanı yaratışı arkasındaki neden tanrının tabiatında var olan yaratmak eylemine bağlanabilir. yani ihtiyaç duyması vs gibi bir şey söz konusu değildir. tanrı dediğimiz şey yaratır. ondan yaratmıştır.
bu düşünce elbette ki herhangi bir temele dayanmıyor. ancak insalığın arkasına düştüğü sorulardan birisine bir yanıt olabiliyor.
tatmin edici bir yanıt mıdır? Hayır tabi ki. Tanrı'nın tanımında "yaratan şeydir" geçip geçmediği kişinin inancına bağlı olduğu için herkes adına tatmin edici bir yanıt değildir elbette.
O zaman bu soruya bu şekilde yanıt verebilmek bize neyi kazandırıyor?
Bir gerçeği...
Gerçeklik dediğimiz şeyin, bizim kabul ettiğimiz aksiyomlar çerçevesinde oluştuğu gerçeğini ortaya çıkaran bir örnek bu sadece.
Bir önceki "herşeyin nedeni" adlı yazıda geçen herşeyi temellendirdiğimiz şeyi açıklıyor basitçe. örneklendiriyor da denilebilir.
eğer siz kabul ettiğiniz aksiyomlar arasına "tanrı yaratan şeydir" önermesini alırsanız bu soruya cevap vermiş olur ve hayatınızı buna göre şekillendirebilirsiniz.
bunun gibi herhangi bir konuda kabul edeceğiniz aksiyomlar, önermeler de sizin hayattaki diğer fikirlere, önermelere bakış açınızı ve bu doğrultuda da hayatınızda yaptığınız herşeyin nedenselliğini oluşturur.
bu da demek oluyor ki doğruluğu ispatlanmamış bir şeye inanmak için bir kaç farklı önermeye ihtiyacınız var. aksi takdirde bu imkansız. bu önermelerin ne olduğu, doğru olup olmadığına olan inancınız size kalmış. ama bütün önermeleriniz doğru değilse, doğruluğu ispatlanmamış olan bir şeyin doğruluğu konusunda hiç bir fikriniz olamaz.
bu noktada bir insanın hangi önermeleri seçtiğinden çok, seçtiği önermeler doğrultusunda tutarlı olup olmadığı daha önemli olmamalı mıdır?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)